The City Boy

14 Dec 2009

Neler öğrendim?

Kategori: .U. — umurtas @ 12:54

Lise hayatım sona erdiğinden beri, ki neredeyse 2 yıl olacak, kendimdeki büyük değişikliklerin fena bir şekilde farkındayım.Ve kendi kendime oturup da aman ben şöyle değiştim, böyle ettim demek yerine direk buradan bir analiz yapmak istedim.Megalomanlığımın basit bir parçası olan yazıma hoşgeldiniz:

  • Dinlemeyi öğrendim.Bilirsiniz insanlarda dinleyenler ve anlatanlar olarak iki tip vardır.Bazısı harika dinleyicidir, bazısı harika olmasını gerektirmeyecek anlatıcıdır.Ben o anlatıcıların bayraklılarından biriydim.Şimdi? İyi bir dinleyici oldum zannediyorum.Hala tam olarak “oldum” diyemem gerçi.Ama eskisinden çok çok farklı olduğum kesin.
  • “İnsan ne oldum değil, ne olacağım demeli.” lafının ne kadar gerçek ve doğru olduğunu öğrendim.Bunun için lisenin bitmesine gerek yoktu aslında.16 yaşımdan beri hep bu sonuç çıkıyor karşıma zaten.Asla “asla” demeyin, blogger tavsiyesi.
  • İnsanlara hak ettiği değeri vermeyi öğrendim.Hala arada kıyak geçtiklerim yok değil.Karşılıklı sevginin daha mantıklı olduğunu düşünürüm hem arkadaşlıkta hem de ilişkilerde.Ama bazısına kıyak geçiyorum, evet.Fakat kıyak geçmediklerim oldukça fazla.Artık her şey karşılıklı.
  • Eski Umur’un birkaç yanının çok da iyi olduğunu öğrendim.O eski Umur fedakarlık yapmayı sevmezdi.Beğenmediği insana pek katlanmazdı.Daha sonra fazla uyarı alınca numara yapmayı öğrendi.Tutmadığı insanı hayatından çıkarmadı.Şimdi ise eski günlerime hafiften dönüş yaptım.Fedakarlık konusunda beni zorlayan insanlarla arama mesafe koyuyorum.
  • İnsanın ailesinden başka kimseye güvenmemesi gerektiğini öğrendim.Vallahi bu cümleme isteyen alınabilir, çünkü aile dışındaki tüm arkadaşlara konuşmuş oluyorum.Güvenmiyorum dostlar, bitmiştir.Öyle tamamen de güvensizlikten bahsetmiyorum.Ama kimse mükemmel değil bunu gördüm, tattım, yaşadım.O yüzden ailem dışında kimseye %100 güvenmiyorum, that’s all.
  • İnsanlara güvenmemeyi öğrenirken, kendime güvenmeyi öğrendim.O eski halimden hakikaten eser yok bu konuda.Omuzlarım eskisinden fazlasıyla dik.”Bu beni beğenmez” triplerine girip ezilip büzülecek halde değilim artık.Sanırım bu da kimseyi fazla kayda değer görmemenin etkisi.
  • Zamanın arkadaşlıklarda çok çok önemli olduğunu düşünürdüm.Bence eski olan arkadaş yenisinden her zaman daha üstündü.Onun yeri farklıydı.Şimdi? Yok öyle yağma! 2 senelik arkadaşınız 10 senelik arkadaşınızın ağzını burnunu dağıtacak üstün niteliklere sahip olunca “Fidayda” diyorum.Saçma ötesi bir şeye inanmışım senelerce, haberim yok.
  • Bana “Şunu yapma, şunu etme.” diyen insanların önce kendi gözlerindeki çöpe bakmaları gerektiğini öğrendim.Öğrendim de değil direk düşüncem bu.Haddinizi bilin demek istiyorum o muhterem kişiliklere.Zaten bir daha bu insan yavrularından salak saçma direktif duyarsam, Açıcam ağzımı yumucam gözümü!
  • İnsanların hep bir bahaneleri olacağını gördüm, öğrendim.Haklı çıkmak için hep bir sebepleri var.Hep diğerlerinden üstünler.Onlar mükemmeller aslında bizim haberimiz yok.Benim anlamadığım, ben niye oturup böyle bir şeye katlanmışım? Hele ki burnu büyük karakterimin tavan yaptığı şu son iki yılda? Kendimi tebrik ediyor, bu arkadaşların gözlerinden öpüyorum.

Devamı gelecek…

10 Dec 2009

2. Sezon-1. Bölüm: The Summer Education

Kategori: Us — umurtas @ 17:11

Scarlett Johansson as Jessica

Jenerik: Youth Group, Forever Young

“2008 yazı mı dedin? Tanrım 2008 yazına dönmek için neler vermezdim?!?”

Harika bir yaz tatili geçiriyordum.Şehri terk ettiğimden beri içimde bir heyecan vardı.Çünkü ilk kez ciddi bir kız arkadaşım oluyordu ve üstüne üstlük onunla beraber tatile gidiyordum! Bu benim pek alışık olmadığım bir durumdu.Üstelik Jessica’yla henüz bir aydır tanışıyorduk.Ama ilişkinin başında birbirimizi tanıma sürecinde ne tür ilkler yaşayacağımı az çok fark etmiştim.

***

Bunu dinleyin: Lady Gaga, Lovegame

Okulların bitmesinden hemen sonra hakikaten büyük tesadüfler sonucu Jessica’yla tanıştım.Daha doğrusu karşılaştım.Tanışıklığımız çocukluğumuza dayanıyordu.Aynı okulda okumuştuk.Ama uzun yıllardır görüşmemiştik ve ben Haziran’da Jess’i gördüğümde resmen dumur olmuştum.Jess küçükken pek de ilgi çekici bir kız sayılmazdı.Aslında ondan hoşlananlar filan olurdu, fakat ben onun arkadaşlarından bir başkasının peşindeydim.Jess’i yıllar sonra tekrar gördüğümde ise bir kızın daha güzel olamayacağına kanaat getirdim.Jess benim sahip olamayacağım türden bir şeydi.Onla arkadaş olabileceğimden bile şüpheliydim.Herşeyiyle o kadar kusursuzdu ki…

Tabi bu kusursuzluk beni fena şekilde cezbetmişti.Ama güvensiz geçmişimden ötürü Jess’i aramaya cesaret edemiyordum.Bir hafta sonra telefonumda Jess’den bir çağrı görünce hakikaten deliye döndüm.Aramadan önce saatlerce telefonu açtığında nasıl konuşacağımı düşündüm.Resmen buna uzunca bir süre kafa yordum! Jessica ise beni sadece yakın bir arkadaşının doğumgününe çağırmak için aramıştı.Ben durumla ne alakam olduğunu düşünürken telefonda “Tabiki de gelirim.” dediğimi fark etmemişim.O gece ise mekanın güzelliğinden mi nedir, herkes inanılmaz bir moddaydı.Jess’le benim bir ilişkiye başlamam için özellikle burası seçilmişti sanki.Gece bittiğinde Jess’i evine bırakmaya karar verdim.Yolum neredeyse iki katına çıkacaktı, ama hakikaten umrumda değildi.Jess de benimle ilgileniyor gibiydi ve gecenin büyüsü bozulmadan halletmeliydim.Kendime hayret ettiğim bir özgüven ve cesaretle Jess’i hemen o hafta sonunda buluşmaya ikna ettim.Daha doğrusu teklif ettiğim ilk anda olur dedi.Tabi hala ilişkinin ismi yoktu.Bir şeyler olması gerekiyordu.

Buluşma günü gelip çattığında ise iki gündür konuşmamış olmamıza rağmen sanki her şeyi halletmişiz gibi bir çift olarak hareket ettik.Adlandıramadığım bu ilişki resmen Jess’le çıkmamızla sonuçlanmıştı.Hakikaten inanamıyordum.Birincisi Jess kadar kusursuz bir kızdan yana şanslı olmam düşündürücüydü.İkincisi ve daha önemlisi ise, Chitwood High’ı bir aseksüel gibi geçiren bendenizin bu denli hızlı bir başlangıç yapmış olmam beni şaşırtmaktan öte şok ediyordu! Jess’le çıktığımıza inanamasam da artık o benim kız arkadaşımdı.Adını konuşarak koyamadığımız hızlı ilişkimiz aniden başladı böylece.Aniden olmasına rağmen inanılmaz mutluydum ve 2008 yazının benim yazım olacağına inançlıydım.

***

Ethan (Chris Pine)

Bunu dinleyin: Justin Timberlake, Summer Love

Chitwood High bittikten sonra neredeyse 2 aylık süreç üniversite tercihleriyle geçmişti.Ethan, Michelle, Marla ve ben ise bu yorucu süreç içerisinde sürekli buluşuyorduk.Buluşmalarımız her seferinde daha güzel bir hal alıyordu.İyi anlaşıyorduk, çok gülüyorduk ve inanılmaz eğleniyorduk.

İlk buluşmamız temmuz ayı gibi olmuştu ve ben o hafta Jess’le yeni bir başlangıç yaptığımdan, kimseye bir şey dememiştim.Tabi okullar kapandığından beri Marla’yla sürekli telefonda sohbet ediyor oluşumuzdan, aniden “Ben biriyle çıkıyorum.” diyince Marla şoka uğradı.Bıraktım çıktığımı söylemeyi, böyle bir şeyin olabileceği ihtimalinden bile bahsetmemiştim.Tabi bu uzun süre sonraki ilk görüşmede güne damgasını vuran olay Jessica’yla benim ilişkim oldu.Marla günün büyük bir kısmını bu haberi onunla paylaşmadığım için bana trip atarak geçirdi.Esasen bunu söylememek için çaba sarf etmemiştim.Sadece kendimin bile inanmadığı bir şeyi telefonda aktarmak pek de kolay gözükmemişti.Ben de bir süre söylemeyip, görüştüğümüzde anlatma kararı aldım.

Anlattıklarıma kimse bir tepki vermedi o gün.Marla sadece söylemediğim için alınmıştı, o kadar.Onun dışında lisedeki Seth’i düşünüp de “Aman tanrım, cidden biriyle çıkıyorsun sen!” diyen olmamıştı.Anlaşılan bu duruma cidden şaşıran tek kişi bendim.Tabi yazın şehirde buluşmanın kötü getirileri de olmadı değil.Michelle’in babası sebebiyle iptal olan tatil planlarımız sürekli hatırlatılıyordu.Ethan hala beraber tatile gidebileceğimiz fikrindeydi.Marla, Michelle gelmeyince vazgeçtiğinden dolayı ben Ethan’la başbaşa bir tatil fikrine yanaşmadım tabi.Çünkü tatilin büyük bir kısmını onu toparlamakla geçirecektim ki böyle bir şeyi tercih etmezdim tabi.Günün bitişinde Ethan’la eve dönerken lise zamanlarında hoşlandığım bir kızı görmem manalı olsa da benim aklım Jessica’daydı.Ya da ben sadece aklımın onda olmasını istiyordum…

***

Henry (James Franco) ve Valerie (Jessica Biel)

Jessica’yla ikinci buluşmamızdan sonra, Jess beni yakın arkadaşlarıyla tanıştırma konusunda ısrarcı davrandı.Ben de “Acaba benim hakkımda ne düşünecekler?” sorusunu bir kenara atarak onlarla tanışmaya karar verdim.Jessica’nın en yakın iki arkadaşı Henry ve Valerie’ydi.Henry ve Jessica’nın ailesi birbirlerini daha çocukları doğmadan önce tanıdıkları için paylaştıkları şey oldukça fazlaydı.Birbirlerini oldukça iyi tanıyorlardı ve çok çok iyi anlaşıyorlardı.Valerie ise Henry’nin kız arkadaşıydı.Jessica, Valerie’yi ise 5-6 senedir tanıdıyordu.Bundan 2,5 sene evvel tesadüf eseri Valerie, Jessica’yla dışarıda yemek yerken Henry ile karşılaşmışlar.Valerie, Henry’ye pek pas vermemiş; ama Henry, Jessica’ya Valerie’yi ayarlaması için fazlasıyla ısrar etmiş.Bunun üzerine Jessica’da çocukluk arkadaşını kıramamış ve Henry’yle Valerie’nin çıkmasına yardımcı olmuş.

Jessica ile Henry ve Valerie’nin oturduğu restorana gittiğimizde açıkçası heyecandan ölmek üzereydim.Sürekli acaba anlaşabilecek miyiz diye kendi kendime soruyordum.Valerie’yi ilk gördüğümde ise hakikaten korkudan öldüm.Çünkü kesinlikle kök söktürecek gibiydi.İnanılmaz mesafeli davranıyor ve fazla içli dışlı olmamaya çalışıyordu.Henry ise Valerie’nin aksine oldukça sıcakkanlı davrandı.Hatta o günü sadece Henry ile konuşarak geçirdim desem yalan olmaz.

Yemek sırasında muhabbet iyice koyulaşınca Henry aklına bir fikir geldiğini söylerek, dördümüz beraber tatile gidelim dedi.Ben “Aman tanrım, bir kız arkadaşım var.” şokunu yeni atlatmış, üzerine “Aman tanrım, kız arkadaşımın en iyi arkadaşlarıyla tanışacağım.” psikolojisiyle boğuşmuşken şimdi “Aman tanrım, kız arkadaşımla tatile gideceğim.” sorunsalıyla debelenmeye başlamıştım.Bu fikir bana parlak gelmese de tatilde neler yapabileceğimiz düşündükçe yerimde duramadım.Sonunda daha yeni tanışmış olduğum Henry, mesafeli kız arkadaşı Valerie ve benim biricik Jessica’mla tatile gitmeye evet dedim.

***

Sonraki günler yine benim için yoğun geçti.Tatil işi için her türlü ayarlamayı yaptım.Jessica’nın ailesinden izin alma sorununu kolayca aştım(daha doğrusu aştık.).Kimselere ben Jess’le tatile gidiyorum demeden de yola çıktım.

Yolculuğun her dakikası bir anıya bedeldi doğrusu.Henry’nin bitmek bilmeyen uykuya dalışları, Jessica’nın her saat başı “Ne kadar kaldı?” soruları ve yolda daha iyi anlaşmaya başladığım Valerie’nin ipoduyla yaşadığı problemler.Ben kendi içimden “Ben kiminle nereye gidiyorum? Tanrım bu durumdaki ben olamam!” diye düşünürken yolculuk bitmişti ve kalacağımız yere ulaşmıştık.

Kalacağımız otel bile beni ürkütüyordu.Daha önceleri bana oldukça sevimli gelen bu yer şimdi gözümde bir aşk yuvası, balayı oteli gibi bir şeydi.Sanki tüm çiftler 3 aylık yaz tatilinin bu haftasında planlaşıp buraya gelmişti.Her odadan genç çiftler çıkıyordu.Oldukça rahatsız edici bir durum olsa da ayak uydurmakta da pek problem çekmedim.Bir haftadır tanıştığım yeni arkadaşım Henry ile ben bir odaya, kızlar ise başka bir odaya yerleşti.Şimdiden bu tatilin hayatımda önemli bir yere sahip olacağının farkındayım.

***

Jessica (Scarlett Johansson)

Bunu dinleyin: Lady Gaga, Paparazzi (Moto Blanco Remix)

İlk gece yol yorgunluğuyla otelden dışarı çıkmadık ve akşam yemeğini burada yeme kararı aldık.O kadar bitkindik ki erkenden odalarımıza çekildik.Ertesi gün ise sabahtan maraton başladı.Önce daha önceden planlanmış araba kiralama işi halledildi.Henry’nin babasının vasıtasıyla alınan kiralık arabanın şöförü olara daha yeni ehliyetli Henry’yi ilan ettik.Kiralanan arabayla beraber oteli sadece uyumak için kullanmaya başladık.Yemeklerimizi bir yerde yediğimiz gibi gözümüze çarpan ilk kulübe giriyor, sabaha kadar eğleniyorduk.

Tatilimizin 7 gecesinden birinde Henry, Valerie’yle kalmaya karar verince Jessica da benim yanıma gelmek zorunda kaldı.Gerçi bu durumdan pek şikayetçi değildi.Ben de bunu ipleyecek halde değildim.Halimden oldukça memnundum.Sonuçta Jess geceyi benimle odada geçirdi.Tabi ertesi gün Henry’nin manalı esprileriyle iğnelenmedik değil.Hatta Valerie’nin Jess’i bir kenara çekip konuştuğunu bile yakaladım.Ama ben bu konudaki soruları cevapsız bırakma konusunda ısrarcı davrandım.

Tatilin son gününe geldiğimizde ne Jess, ne ben, ne de Henry ile Valerie bitirmek istiyordu tatili.Delice eğlenmiş, çok şey paylaşmış ve inanılmaz gülmüştük.Valerie buzdan duvarını kırmıştı.Artık bana el şakası bile yapıyordu, ki bu Henry’nin söylediğine göre Valerie’de pek görülmeyen bir durumdu.Henry ile ise zaten tanıştığımızın 10. dakikasında kaynaşmıştık.Jessica ise hayatıma girdiği andan beri bana bir sürü ilk yaşatmıştı.Ve bu tatilde bana yaşattığı özel ilklerle dolup taşmıştı.”Her güzel şeyin bir sonu var.” derler ya, işte tam bunu kanıtlayacak şekilde o çok güzel tatil göz açıp kapayıncaya kadar bitti.

Tatilden sonra eve döndüğümde Jessica’nın ailesiyle olan tatilini bitirmesi için resmen gün saydım.Hakikaten onu özlüyordum ve uzak kaldığımız her gün sanki “biz” kavramını sona erdirecek gibi geliyordu.Tabi üniversite seçimlerinde Jessica’nin başka bir şehre gideceğini nereden bilebilirdim değil mi?

***

Geçen senenin sonunda girdiğimiz üniversite sınavlarının sonucu açıklandığında küçük çaplı bir şok anı yaşamış olsam da bu şoku kısa zamanda bir kenara atarak tercih konusunda dikkatli davranmaya çalıştım.Bu tercih döneminde Marla, Michelle ve Ethan’la çok görüşememiştik.Onları en son tatilden önce görmüştüm.Tercihlerin açıklanmasından sonra kesinlikle görüşmeliydik!

Tercih sonuçlarının gelmesi ise uzun sürmedi.Bu tercih mevzusu da beni şoka uğratmıştı.Sanıyorum tercihlerimden birine kendimi kesin olarak yerleştirdiğimden dolayı şaşırmıştım.Yoksa bölümümle alakalı rahatsız olduğum bir durum yoktu.Sonuç olarak Michelle’le aynı okula girdik.O bilgisiyar mühendisliği okuyacaktı, ben ise inşaat mühendisliği.Ethan ise şehrin diğer ucundaki bir okulu kazanmıştı.O da halinden epey memnundu.Makine mühendisliği okuyacaktı, tam da istediği gibi.Marla da aynı şekilde sonuçtan memnundu.Hukuk’u kazanmıştı ve keyfine de diyecek yoktu.

Asıl şok edici haber ise, Jessica’dan geldi.O zamana kadar başka bir şehre taşınacak olma mevzusunu pek kurcalamayan ben Jess’in başka bir şehirde üniversiteye gideceğini öğrenince fena şekilde bozuldum.Nedense kendimi ihanete uğramış gibi hissediyordum.Henüz 1 aydır beraberdik ama ben fazlasıyla ona bağlanmıştım.Şimdi gidecek olması, beni bırakacak olması hoşuma gitmiyordu.Uzak mesafeli ilişkilerin bilinen kaderini de düşününce sinirlerim iyice bozuldu tabi.Her şey mükemmel bir şekilde ilerlerken bir anda bu mevzu bütün büyüyü bozdu.

***

Seth (Jake Gyllenhaal)

Bunu dinleyin: The Verve, Love Is Noise

Jessica’yı birinci ayımızı kutlamak için yemeğe götürdüğümüzde ise ilk patlama gerçekleşti.Jess tipik bir kız alınganlığı göstererek bu okul mevzusu kesinleştiğinden beri bana daha soğuk davrandığımı söyledi.”Umuyorum ben gidiyorum diye kendine zemin hazırlamıyorsundur.” deyince Jess’in kafasının üstünde hayal ettiğim çember şeklindeki melek zımbırtısı yok oldu!

Bu lafı ettikten sonra benim susmam gerekirdi tabi, ama kendimi tutamadım ve ona “saçmaladığını” söyledim.Hayatımın hatasını yaptığımı ise bu kelimeyi kullandığım anda anladım.Jessica o geceyi sabit bir şekilde hiç susmadan konuşarak kapatma kararı aldı.Sürekli bu başka şehirdeki başka okul mevzusundan bahsediyordu.Her cümlesinin sonuna “Ama sen beni boşver, nasıl olsa saçmalıyorum.” cümlesini eklemeyi asla unutmuyordu.Bana hayatımın yazını yaşatan Jessica’yı evine bırakırken tek arzum eve gidip ağrı kesici almak ve Jess’in bitmeyen çemkirmelerinin oluşturduğu baş ağrısını gidermekti.”Ne de olsa o da bir kız.” demekten kendimi alamadım.

***

Bunu dinleyin: Bloc Party, Biko

Ağustos ayının sonuna yaklaşırken yeni okulumun ve bu yeni arkadaş grubumunun  başıma ne maceralar getireceğinden habersizdim.Jessica’yla olan ilişkimizin devamını düşünüyor ve kötü şeyleri aklımdan atmaya çalışıyordum.2008 yazı hayatımı değiştirmişti, artık kesinlikle o “Seth” değildim!

***

Konuk Oyuncular: Scarlett Johansson (Jessica)

09 Dec 2009

Christmas @ İstanbul = Nişantaşı

Kategori: .U. — Etiketler: — umurtas @ 16:38

Sanıyorum Nişantaşı sevdamdan başka hiçbir şeyden çekmedim.Nedense bu takıntımdan dolayı birkaç arkadaşım tarafından gereksiz yere eleştiriliyorum.Kendilerinin kafalarını kırıp, beyinlerini kulaklarından akıtmak suretiyle var olan yaşam mücadelelerine son verme planlarım olsa da planlarımı erteleyeceğim.İstanbul’un en çok yılbaşının geldiğini hissettiren semti olduğu için de ayrıca seviyorum.Christmas olayına garip yaklaşımlarda olmadığı için de seviyorum.Alışveriş, yeme-içme, eğlence ve sinema (kısacası tüm sosyal aktivitelerim) ihtiyaçlarımı karşıladığı için bir kat daha seviyorum.Christmas’a 16 gün kala, daha da sevimli gözüktüğünden biraz daha seviyorum ve seve seve bir hal oluyorum.

Dünün özeti: Rastlantının böylesi!

Kategori: .U. — umurtas @ 16:32

Dün o kadar enteresan bir gündü ki o kadar enteresan bir gündü.Tüm gün tesadüflerle doluydu ve hep birileriyle karşılaştım.İşte dünün özeti:

  • İlk olarak sabahın kör saatinde küçükken sevdiğim kızı gördüm.Berbat bir şeye dönüştüğüne tekrardan onay verdim.
  • Sonra liseden hiç sevmediğim bir insanın, çok yakın arkadaşını alakasız bir yerde gördüm.Kendisi matematik ya da fizik gibi alakasız bir bölüm okumasına rağmen inşaat fakültesindeydi, garip.
  • Bu da yetmedi üzerine bizim okulda hoca olan ama iki senedir sadece bir kez karşılaştığım bir arkadaşımın annesini gördüm.Ayak üstü onla da “Nasılsınız?”, “İyiyim, siz?” filan tabi.
  • Bitti mi? Hayır.Yine liseden çok çok sevdiğim bir arkadaşımla karşılaştım.Beraber geçirdiğimiz zaman azdı lisede, ama görünce mutlu oldum tabi.Hala parfümü enfes kokuyor, o da ayrı.
  • O arkadaşımla karşılaştıktan sonra binadan çıkarken, bizim dönemdeki avanak kızların dibinin düştüğü birkaç salak vardı üst dönemde.Onları yine bir arada gördüm.Vay dedim avanaklar…
  • Son olarak da yine ilkokuldan akıllara zarar bir kızı gördüm.Sanıyorum 3600 kilo filandı.Hiç değişmemiş.

07 Dec 2009

Yorucu

Kategori: .U. — umurtas @ 17:56

Aslına bakarsanız değişim lafından çok sıkıldım.Değişimin sonuçlarına katlanmaktan, bununla baş etmekten epey yoruldum.Ama şöyle bir baktığınızda hayatınızda değişim olmazsa hiçbir şey olmayacağını fark ediyorsunuz.Her gün monoton geçse, hep aynı şeyleri tekrarlasanız mesele.Ne kadar sıkıcı olurdu değil mi? Ki böyle bir durumda benim bu sitede paylaşacağım bir şey olmazdı.Bir kere de olanı biteni anlatır, çeker giderdim.Ama etrafta bir değişim olacak ki biz de yaşadığımızı fark edelim.Yeri gelecek siz değişeceksiniz, yeri gelecek çevreniz değişecek.Gittiğiniz restaurant dekorunu değiştirecek, kullandığınız kalem değişecek.İlla ki bir şey değişecek yani.Buradan vardığım sonuç hayatın değişim olduğu kısaca.

İşte yine o değişim süreçlerinden birindeyiz.Açıklayamıyorum.Açıklamak da istemiyorum.Konuşmaktan, aynı şeyleri tekrarlamaktan çok yoruldum.Sadece hayatımın merkezine yakın olan bir şeye odaklı değişim olması, hakikaten berbat.Tabi küçük değişimler de var etrafta.Mutluluk verici durumlar da yok değil.Sonuç olarak bıktım değişiyoruz demekten.Değişsek de bitse artık, yoruldum…

03 Dec 2009

Biraz sabır

Kategori: Us — umurtas @ 18:12

Bugün üç farklı insandan aynı soruyu alınca bu yazıyı yazmak farz oldu.Üçü de “Umur, [U]S’ın yeni bölümlerini ne zaman yazacaksın?” diye sordu.Cevabımı veriyorum: Çok yakında! İkinci sezona daha çok önem verdiğimi siz de fark etmişsinizdir.O yüzden aceleye getirmek istemiyorum.Hazmederek devam etmekten yanayım ikinci sezonda.Bu yüzden sizleri de bir süre bekleteceğim.Tarih vermek gerekirse, gelecek hafta 2. sezonun ilk bölümü The City Boy’da olacak.Beklemede kalın…

Ne dinliyorum?

Kategori: Music — Etiketler:, — umurtas @ 18:08

Bob Sinclar

Bundan 2 sene evvel her hafta Last FM hesabımda bir geleneği yürütüyor ve düzenli olarak o aralar neler dinlediğimden bahsediyordum.Artık büyük değişimler söz konusu olmadıkça bu bahsi açmıyorum.Ama bu hafta bahsedesim geldi.Bu aralar takıntılı bir şekilde Bob Sinclar‘den World, Hold On dinliyorum.Peki neden? Şarkı yeni de çıkmadı.Çok dinliyorum, çünkü bana geçmişi hatırlatıyor.Geçen seneki kışı hatırlatıyor.İşin garibi bu şarkı beni eğlendirmiyor, aksine bunalıma sokuyor.Size neler hissettirdiğini hakikaten tarif edemem! Bunun dışında Bora Uzer dinlemeye tekrar geri döndüm.Sabah kulaklığımdan aniden Yalan Dolan tınlayınca birden havaya girdim ve günü Bora Uzer ile tamamladım.Umarım eskisi gibi sabah akşam takıntılı bir şekilde dinlemem.Kışın kendini yavaştan hissettirdiği şu günlerde şiddetle Bob Sinclar öneriyorum.Sizin için de aynı şeyleri ifade eder mi bilemiyorum, ama bir deneyin bence.

Keine tahammül

Kategori: Movies, TV — Etiketler: — umurtas @ 18:00

Hayatta katlanmakta en zorlandığım insan tipi(hatta katlanamadığım) herşeyi bilenlerdir.Bunlar bir cümle içerisinde “Ben herşeyi biliyorum.” demeseler de her lafa maydanoz olurlar.Her şey hakkında bir fikirleri vardır.Bazen konuşmuş olmak için de konuştukları olur.Genelde ciddi bir tavırla cümle kurarlar.Zaten pek yakın arkadaşları olmaz.Genelde ara sıra takıldıkları insanlar vardır, ama onlar da içten içe çok bilmişi sevmezler.Peki konuyu nereye getiriyorum? Bu türün en bilindik örneği olan Serra Yılmaz‘a.Bu kadına tahammülüm yok! “Kanseri de yendim ben, güçlü bir anneyim.” ayaklarıyla, katıldığı her programda beni fitil ediyor.Konuşmasına, fazla sigara içmiş gibi tınlayan ses tonuna, yorucu İtalyancasına, her Ferzan Özpetek filminde yer almasına, hiç susmamasına tahammül edemiyorum! Serra Yılmaz hanım, sana bir eleştirmen kıyağı yapıyor ve tavsiyede bulunuyorum: Terk et bu ülkeyi, geri de gelme.Sinemayı da bırak.Vallahi bak, seni merak etmeyeceğiz.Arrivederci!

30 Nov 2009

[U]S Ana Kadro: 2. Sezon

Kategori: Us — umurtas @ 15:40

İlk sezonuyla dikkatleri üzerine çeken [U]S, yakın zamanda ikinci sezon bölümleriyle tekrardan karşınızda olacak.Ama öncesinde Chitwood High günlerini geride bırakan Seth’in eski dostları ve yeni edindiği arkadaşları hakkında ufak bir ön bilgilendirme yapalım.İşte [U]S’ın ikinci sezonunun ana kadrosu:

TOPLULUK…

Seth Gordon (Jake Gyllenhaal)

Birinci sezondan ikinci sezona geçerken Seth için değişim oldukça büyük olacak.Bu değişimin başlıca sebepleri balo sonrası evden aldığı güven vizesi(ki bu ona yeni deneyimler edindirecek) ve ikinci sezonun başında tatilde yaşadıkları.Eski, buyurgan, entrikacı Seth’in yok oluşuna zaten birinci sezonda şahit olmuştuk.Ama aldığı kararların uygulamasını yazın oldukça fazla gösterdiğinden yeni sezona yepyeni bir başlangıç yapacak Seth.Geçen sezondan tanıdığımız Seth’den kesinlikle farklı olacak! Girdiği iki yeni çevre ise Seth’i bambaşka yaşantılara sürükleyecek ve bu sezon onun için yeni insanlara adaptasyonla geçecek.Bu konuda daha önceleri pek de başarılı olmayan Seth’in karnesini ise bu sefer beraber vereceğiz.Bakalım bu yeni insanlar ona eskileri unutturacak mı, yoksa lisedeki Seth geri dönüp yenilere de kök mü söktürecek?

Marla Boyle (Zooey Deschanel)

Marla ilk sezonu Brandon’la olan ilişkisi hala devam ederken kapamıştı biliyorsunuz.Bu sezona ise Brandon’dan ayrılmış olarak girecek Marla.Bu kararı arkadaşlarını oldukça sevindirecek tabi.Yalnızlığının etkisiyle de eski defterleri hatırlayacak ve bu da onu 8 aylık bir Amerika macerasına sürükleyecek.Kısacası bu sezon Marla, [U]S’a okyanusların ötesinden bağlanacak.Marla için ise büyük bir değişim söz konusu değil.Ama her zamanki gibi gittiği ülkede belayı çekmeye devam edip orayı da karıştırmayı becerecek.Tabi araya giren mesafe Marla ve Seth’in dostluğunu sınayacak.Bu yeni deneyimin Marla’ya olan etkilerini hemen göremeyeceğiz.Seth’le arasındaki mail trafiği Marla hakkında bilgi almamıza yardımcı olacak.Kısacası Marla bu sezon tek başına iki sınava girecek.Hem dostluğu sınanacak, hem de tek başına yaşam mücadelesi verecek.

Michelle Roberts (Anne Hathaway)

Michelle de en az Seth kadar değişim geçirenlerden biri aslında.Ya da içindeki Michelle’i serbest bırakacak diyebiliriz.Onun değişimini ise daha çok sezon içerisinde göreceğiz.Yeni Michelle’le hemen tanışmayacağız yani.Chitwood High’da daha çok dersleriyle ilgilenerek pek suya sabuna elini sürmeyen Michelle bu sefer kafasını kaldırıp etrafını şöyle bir süzecek.Büyük sosyallik adımları attığı bu sezonda onun bu yeni insanlara ne derece kapıldığını izleyip beraber göreceğiz.Bir bakıma Seth’le rolleri değiştirecek.Michelle kesinlikle bu sezon kabuğunu kıracak ve kozasından bir kelebek olarak dışarı çıkacak! Bu sırada kimlerin hayatından geçip, kimleri üzecek onu da dizinin ilerleyen bölümlerine bırakalım.Şimdilik verebileceğim tek ipucu ise bugüne kadar hiç bir erkeğe kendini kaptırmayan Michelle’in ilk kez farklı duygular hissedeceği.

Ethan Mitchell (Chris Pine)

Ethan’ın değişimi de en az Michelle kadar gözle görülür olacak.Bu değişimin Seth’i mutlu edecek yönde olması da arkadaşlıklarını daha çok pekiştirecek.Artık etrafındaki insanları daha çok önemseyen ve verdiği değeri daha fazla belli eden Ethan belki de gerçekten bu sezon bir yetişkin gibi davranacak! Tabi yeni okulun başlamasıyla beraber yeni arkadaşlarına kapılmayacak değil.Onun gidişatının ne olacağını da tıpkı Michelle gibi yeni bölümlere bırakalım.Bu arada Chitwood High’ın en çapkın öğrencilerinden biri olan Ethan, yeni okuluna hızlı bir başlangıç yaparak hayatına jet hızıyla birini sokacak.Bu ilişkinin ne kadar sürdüğüne ise “Ethan bir yetişkin gibi davranacak!” sözüne güvenerekten karar vermeyin derim.Sonuçta her zaman söylediğimiz gibi: “Onun adı Ethan Mitchell!”.

VE YENİLER…

Henry Kingsley (James Franco)

Seth’in hayatına aniden giren bir ekibin altın üyesi olan Henry bir çok açıdan Seth’e benziyor aslında.Daha doğrusu Seth’in bu sezonda oturan yeni karakterinin yıllardır denemede olan bir prototipi gibi.Birbirlerinin ikizi denecek kadar olmasa da onları yeni tanıyan birinin bile fark edebileceği benzerlikler var aralarında.Seth bunu daha çok aileden gelen özelliklere bağlasa da bundan daha fazlası olduğu kesin.Henry’nin genel özelliklerine gelirsek: İyi bir sırdaş, hem iyi hem kötü gün dostu, miskin, eğlenmeyi hakikaten bilen, komik, ayakları üzerinde sapasağlam duran biri.Seth’den kesinlikle ayrılan bir diğer özelliği ise 2,5 yıldır devam eden uzun bir ilişkisi olması.Bir erkekten beklenmeyecek kadar iyi bir aşçı olması ve bu aşçılık yöntemini kızlar üzerinde isabetli bir şekilde kullanması da cabası.

Stevie Bender (Chris Evans)

Stevie’nin Seth’in hayatına girişi ise yeni sezonun başında değil de daha sonra olacak.Stevie ile önceleri soğuk bir ilişkisi olan Seth’in Stevie ile alacağı yolu ise beraber göreceğiz.Stevie’nin müzmin bekar halleri, kendini olan aşırı güveni ve hayata bakış açısının Seth’e bir şeyler katacağı kesin.Saman altından su yürütmek yerine göz göre göre dilediğini yaşamayı tercih eden Stevie hızlı yaşam tarzı sebebiyle Henry’nin başını yıllarca ağrıtmış olsa da onunla uzun süredir arkadaş.Fani zevklere olan düşkünlüğü, yarı alkol bağımlılığı ve tüm bunlara rağmen iyi çocuk rollerinde oldukça başarılı olması sebebiyle ister istemez bu sezon adından söz ettirecek Stevie.Hatta Seth’e pek çok konuda olan yardımı ve tavsiyeleri sayesinde daha uzunca bir süre etrafta olacak gibi.

Valerie Matthews (Jessica Alba)

Valerie, Henry ile 2,5 yıldır ilişkisini sürdüren sabırlı genç kız olarak tanıtılabilir.Sabrının sınırlarını zorlayan şeyin Henry olduğunu tahmin etmek pek de zor değil Henry’yi tanıyınca.Dışarıdan pek de uyuşmayacaklar gibi gözükseler de beraberken harika bir uyum yakalayan Valerie ve Henry örnek bir çift olmaya ne kadar yakın bilemiyoruz.Genelde herkese ayak uyduran bir profil çizen Valerie’nin sezonun ilerleyen bölümlerinde birkaç şaşkınlık yaratacağını da çıtlatalım.Seth’le çok yakın iki arkadaş olmasalar da Valerie bir şekilde Seth’in hayatını da etkileyecek.Bunu nasıl yapacağı ise şimdilik bir soru işareti.Onun için “unpredictable” sıfatı en uygunu olur sanırım.Genelde beklenmeyeni yaşatan Valerie’nin en yakın dostunun bile onu gerçekten tanımadığı iddia edilebilir.Zaten etrafındakilerle olan ilişkilerini başlatan ya da bitiren şey onun bu ani kararlarından başka bir şey değil.

Michael Shepard (Taylor Kitsch)

Michael, aralarındaki hitap şekliyle Mike, Seth’in Henry, Stevie ve Valerie’den oluşan yeni grubunun son halkası.Michael’ın bu grupta Seth ile anlaşması en güç olan insan olduğu ise su götürmez bir gerçek.Hatır denilen sözcüğün tanınmadığı bir evrende yaşayan Michael daha çok her arkadaş grubuna ayrı muamele göstererek, insanlara verdiği değerin dışında vermediği değeri de fena şekilde hissettiren biri.Seth’e Ethan’ın eski hallerini hatırlatan Michael yabancı bir babadan olması sebebiyle de bozuk dilinin getirdiği ders stresini bir şekilde arkadaşlarını da hissettirecek.Fırsatları değerlendirme konusundaki ustalığı, stres kelimesini iliklerinde hissetmeyi tercih etmesi, aşk konusundaki ileri derece beceriksizliği, buna rağme arz-talep konusunda bitmeyen problemleri ve mükemmel bir yalancı olması da diğer özellikleri.

Charles Hobbs (Channing Tatum)

Açıkçası Charles’ın başta Seth’de pek iyi bir izlenim yarattığı söylenemez.Hatta Seth, Charles’la daha sonradan anlaşacağı ihtimaline de pek inanmamıştır bence.Zaten bu başlardaki soğukluğu da sezonun ilk yarısında göreceğiz.Seth’in yeni okulundaki yeni insanlardan biri olan Charles, Chitwood High sebebiyle Seth’in giremediği erkek egemen toplulukların karakteristik özelliklerini tümüyle içinde barındıran bir örnek gibi.Her hareketinde maskülen bir havaya sahip C, Seth’in Chitwood’da anlaşamadığı erkeklerin kesinlikle iyi bir versiyonu aslında.Ama Seth’in bunu öğrenmesi için önce C’yi tanıması gerekiyor.Tabi önyargı konusunda rekora koşan Seth’in Charles ile ne kadar zaman sonra insani bir iletişime geçeceği ise sezonun ilerleyen bölümlerinde gizli.Güvenilirliği, kantarın topuzunu doğru yerde tutan sağlam arkadaşlığı, arkasından asla kötü bir söz söyletecek özelliklere sahip olmaması da herkes tarafından sevilen Charles’ın diğer özellikleri.

Poppy Preston (Rebecca Hall)

Poppy, Seth’in yeni okulunda tanıştığı ilk insan ve tanıştığı diğer insanlarla onu tanıştıran ilk insan da ayrıca.Sürekli neşeli hali, ilk tanıştığı insanla bile olan şaşırtıcı diyaloğu Poppy’nin en bilindik özellikleri.Bir insanla olan samimiyetini iki günde maksimuma çıkarıyor gibi gözükse de Poppy kesinlikle herkese eşit davranıp içinden tartanlardan.Tabi bu aşırı samimiyet durumu başta Seth’i afallatmayacak değil.Hatta tıpkı Charles’la olduğu gibi Poppy ile de iyi bir gelecek görmeyecek ilişkisinde.Ama Chitwood High’ın ona öğrettiği gibi, zamanın neler göstereceğini asla bilemeyiz.Poppy-Seth cephesinde olacaklar da yine zamanın akışına bırakılacaklardan.Bunun dışında bazı insanlara gereğinden fazla değer veren Poppy’nin bu yüzden üzülmeye müsait olan yapısı da başlıca problemlerinden.Poppy’yi iki kelimede özetlemek gerekirse “Yerli Polyanna” demek en doğrusu olur zannediyoruz.

Antonio Ariza (Gael Garcia Bernal)

Antonio, yine Seth’in yeni okulunda tanıştığı insanlardan biri.Hatta Poppy’den sonra tanıştığı ikinci kişi diye de not edebiliriz.Seth’le Antonio’nun anlaşma olasılıkları ise kesinlikle tartışmaya açık bir mevzu.Daha çok karşılıklı ağır şakaları bir arkadaşlık metodu olarak kabul edecek olan ikili ne kadar yakın, ne kadar uzak olduğunu bizlere sezonun ilerleyen bölümlerinde gösterecek.Kendisine şaka yapılmasından nefret edip herkese dilediği şeyi söylemekte kendini özgür hisseden Antonio aynı zamanda komik küslükleriyle de bir şekilde sivrilecek.Bir anda bitirdiği arkadaşlıklarıyla ünlü Antonio.Hayata karşı takındığı “anti” tavrı, arkadaşlıkta hep karşılıklı verimkarlık araması, ikiyüzlülüğe asla tahammül edememesi, halk insanı gibi davranarak herkesle iletişime girmeyi tercih etmesi de diğer bildiğimiz özellikleri.

Emily Collins (Alexis Bledel)

Bu sezonun yenileinden Seth’e en tanıdık gelen kişi ise Emily.Seth’e liseye girdiği ilk seneleri hatırlatan Emily verdiği değerin karşılığını kesinlikle görmek isteyen bir kız.Seth’in böyle hissetmesinin sebebi ise bu özelliğini yıllar önce bir kenara atmış olması.Meraklı halleri ve isabetli tahminleriyle de kızlar arasında yapılan kulislerde büyük rol oynayan Emily sezona hızlı bir giriş yapamayacak.İsabetsiz ders seçimleri sebebiyle diğerlerinden bir süre uzakta kalacak olan Emily’yi ilerleyen bölümlerde daha iyi tanıyacağız.Bildiğimiz tek şey ise karşılık bekleyen arkadaşlık tavırlarının bu konuda oldukça katı olan Seth cephesinde problem yaratabileceği.Seth’in yeni geliştirdiği, ne kadar değer verdiğini asla belli etmeme yöntemi Emily’yi ne kadar etkileyecek merak konusu.Emily’nin kırılmaya müsait bir yapısı olduğunu da ekleyelim.

Olivia Ross (Amanda Seyfried)

Olivia’nın Seth’le olan başlangıcı da pek iç açıcı değil doğrusu.Olivia’nın yeni tanıştığı insanlara olan aşırı soğuk tutumu sebebiyle aralarında bir süre uçurumlar olacağı kesin.Daha çok Emily ile anlaşan Olivia’nın ne zaman çözüleceğini ise izleyip beraber göreceğiz.Herkese karşı tutunduğu korumacı tavrı, onu hakikaten tanıyan birinin antipatik bir özelliğini bulamayacak olması da Olivia’nın Seth tarafından keşfedilecek ilk özellikleri.Olduğu gibi davranmayı tercih eden Olivia’nın dürüst tavrı ve “Şeker Kız Candy” halleri ise yakın çevresi tarafından bilinen özelliklerinden sadece birkaçı.Kısacası Olivia, Seth’in yeni okulunda belki de Charles kadar sevilen ender insanlardan.Ama tekrardan onu tanımayan birininin, yanlış düşüncelere kapılıp onu sevmeyebileceğini de ekleyelim.

29 Nov 2009

Music From [U]S: Mix 1

Kategori: Us — umurtas @ 21:16

Herkes [U]S’ın ikinci sezonunu bekliyor ama henüz birinci sezonla işim bitmedi.İşte birinci sezonun en iyi şarkılarını bir arada topladığımız, [U]S’a ait ilk soundtrack albümü:

Music From [U]S: Mix 1

1. Youth Group, Forever Young
2. Evermore, Running
3. The Bravery, Every Word Is a Knife In My Ear
4. Cold War Kids, Hang Me Up To Dry
5. Radiohead, 15 Steps
6. The Killers, Glamorous Indie Rock and Roll
7. Switchfoot, We Are One Tonight
8. Kaiser Chiefs, Learnt My Lesson Well
9. Vampire Weekend, Walcott
10. MGMT, Kids
11. Nada Surf, I Like What You Say
12. Gavin Rossdale, Love Remains The Same
13. Feeder, Silent Cry
14. Alphaville, Forever Young

Music From [U]S: Mix 1

Önceki Yazılar»

WordPress.com'dan blog alın.